Dikim sonrası her giysi, nihai tuşesini, renk derinliğini ve yüzey dokusunu belirleyen terbiye işleminden geçer. Geleneksel üretimde bu aşama; su, enzim, yumuşatıcı ve bazen ponza taşlarıyla dolu ardışık yıkama döngüleri demektir. Tek bir endüstriyel yıkama makinesi, sadece bir döngüde kilogram başına 150 litre su tüketebilir. Bunu 5.000 adetlik bir üretim partisiyle çarptığınızda, ortaya çıkan israfın boyutu korkutucudur.
Ozon terbiyesi, su yerine aktif madde olarak O3 (üç oksijen atomlu molekül) kullanarak bu süreci tamamen değiştirir. Giysiler kapalı bir tambura alınır ve içeriye kontrollü nem ve konsantrasyon seviyelerinde ozon gazı verilir. O3 molekülleri doğrudan lif yüzeyiyle etkileşime girer. Kumaşı suya boğmadan, üzerindeki kalıntıları temizler, tuşeyi yumuşatır ve kumaşa yıpratıcı bir hasar vermeden (kesikli veya yırtıklı değil) sadece rengi hafif kırılmış, doğal ve mat bir eskitme efekti kazandırır.
Elde ettiğimiz sonuçlar net ve ölçülebilirdir. Ozon terbiyesi uygulanmış ürünlerimiz, geleneksel yöntemlere kıyasla %95'e kadar daha az su kullanır. Isıtılacak tonlarca su olmadığı için enerji tüketimi dibe vurur. Ozon gazı dakikalar içinde doğal oksijene (O2) dönüştüğü için kumaşta veya doğada hiçbir kalıntı bırakmaz; kimyasal kullanımı neredeyse sıfırdır. İşin özü, arıtılması gereken bir atık su bile kalmaz.
Bu yenilikçi işlemi; belirgin bir yüzey karakterine sahip hoodie, jogger ve overshirt'lerden oluşan Ozone koleksiyonumuzun tamamında uyguluyoruz. Kumaştaki o doku sonradan eklenmiş kozmetik bir hile değil, doğrudan bu terbiye mühendisliğinin sonucudur. Ozonla terbiye edilmiş ağır gramajlı (480 GSM) bir üç iplik kumaşa dokunduğunuzda farkı hemen anlarsınız: çok daha yumuşak bir yüzey, matlaşmış tok bir duruş ve kumaşın strüktürü bozulmadan kazanılan o doğal yaşanmışlık hissi. Pazarlama söylemleriyle değil, gerçek mühendislikle yönlendirilen sorumlu üretim tam olarak budur.
